Yanlış bilginin pandemisi: İnfodemi

  • HABER
  • 3 dk

Son bir yıldır, sosyal medya ve haber sitelerinde COVID-19 tedavisi, aşı çalışmaları ve hastalıktan korunmak için önlemler üzerine yüzlerce içerikle karşılaşıyoruz:
“5G baz istasyonları koronavirüs salgınını tetikliyor olabilir.”
"Uzmanlar uyardı: Koronavirüs tedavisinde kullanılan ilaçlar kalp krizine yol açıyor."
"Koronavirüs’te X vitamini mucizesi: Hastalığa yakalanma oranını yarı yarıya düşürüyor.”
“Virüsü 24 saatte öldüren ilacı bulan Türk doktor konuştu.”


Yanlış sağlık bilgisinin saçtığı tehlike
Çoğu, tıklatma tuzağı (İngilizce: clickbait) olan bu internet içerikleri, genellikle sağlık alanında akademik eğitimi olmayan kişilerce kaleme alınıyor. Fakat çoğu internet kullanıcısının, bu gerçeğin farkında olmadan karşılarına çıkan çoğu içeriğe sorgulamadan inanma eğiliminde olduğu görülüyor. Koronavirüs enfeksiyonu ve pandeminin seyrine yönelik bilinmezliğin had safhada olduğu salgının erken dönemlerinde, internetten edinilen yanlış sağlık tavsiyelerini uygulayan pek çok kişi, sağlık ararken sağlığından oldu. Bu durum, Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) harekete geçmeye zorladı.
DSÖ, 2 Şubat 2020 tarihinde yayımladığı özel raporda, salgına dair devasa dijital içerik yığını içinden doğru bilgiyi ayırt etmenin sıradan insanlar için her geçen gün daha zor hale geldiğini vurguladı ve mevcut krizi ‘infodemi’ olarak adlandırdı.
İnfo (bilgi) ve epidemi (salgın) kelimelerinin birleşiminden türetilen infodemi, dijital ortamda yanlış veya yalan bilgilerin hızla yayılmasına verilen bir isim. İlk olarak 2003 yılındaki SARS salgını sırasında siyaset bilimci David J. Rothkopf tarafından literatüre kazandırılan terim, yakın dönemde yaşanan ebola ve domuz gribi salgınlarında da kullanıldı. Fakat kelime, genel bilinirliğini COVID-19 salgınıyla kazandı. Zira terimin icat edildiği 2003 yılında, ne SARS salgını dünyayı esir almıştı, ne de tüm dünya vatandaşlarını anlık olarak birbirine bağlayan sosyal medya platformları ve akıllı telefonları vardı.
Fiziksel dünya ve dijital dünyanın iç içe geçtiği 2020 yılında, virüs ve yanlış bilgi aynı hızda yayıldı; infodemi en az COVID-19 kadar öldürücü hale geldi.


Virüs kadar öldürücü bilgiler
Peki, nasıl olur da bir sosyal medya gönderisi bir virüs kadar öldürücü hale gelir? Yanlış bilgiler zihnimize ne yolla bulaşır ve nasıl korunuruz?
Bilgi de tıpkı virüs gibi tek başına yaşayamaz. Daima, kendine içinde yaşayabileceği bir konak arar. O konak içinde yaşamını sürdürür ve bu konağı kullanarak yayılır. Virüsün konağı insan bedenidir, bilginin ise konağı insan zihnidir. Normal şartlarda, zihnimiz daima dış dünyadan gelen görsel ve yazılı bilgi bombardımanı altındadır. Tıpkı vücut gibi, zihnin de bağışıklık mekanizması vardır ve bu mekanizma sayesinde zihne sızan absürd / mantıksız bilgileri zararlı bir etki ortaya çıkarmadan yok eder. Bu zihne has bağışıklık mekanizması, aslında ‘şüphelenme refleksi’ ya da ‘rasyonel düşünme’ dediğimiz şeydir. Korku ve panik durumlarında, zihnin bağışıklık mekanizması işlevini büyük ölçüde yitirir ve insan zihni dış dünyadan gelen her türlü bilgiye karşı daha geçirgen hale gelir. Böylece, normal şartlar altında zihnimizde kabul görmeyecek bazı eksik ya da yanlış bilgileri hakikat gibi görüp yayabiliriz.
COVID-19 infodemisinde de olan tam olarak buydu. Salgının getirdiği korku ve panik hali çoğu insanın zihinsel bağışıklık sisteminin çökmesine sebep oldu. Normalde şüphe yaratacak pek çok bilgi insanlar tarafından kolay bir şekilde içselleştirildi ve paylaşılmaya değer görüldü. Koronavirüs tedavisi ve enfeksiyonu hakkında spekülatif görüşler çok sayıda etkileşim aldı. Bu etkileşim büyüdükçe daha da çok yayıldı. Bu içeriklerin aldıklarları devasa etkileşim sayıları bu içeriklerin ‘hakikat’ olarak algılanmasını kolaylaştırdı. Dolayısıyla, insanlar çekince duymadan duyum üzerine farklı ilaç ve gıda takviyelerini kullandılar; yahut kullanılması gereken ilaçları kullanmadılar. Aklı devre dışı bırakan bu panik hali, pek çok insanın, sonu ölüme varan sağlık sorunları yaşamasına sebep oldu.


Peki çözüm nedir?
Tıpkı virüsü taşıyan hava gibi bizi kuşatan iletişim ağları da yanlış bilgiyi taşıdı ve yaydı. Virüs bizi enfekte edebilir diye havadan vazgeçebilir miyiz? Soluk almak zorundayız. ‘Yanlış bilgi yayıyor’ diye de internetten vazgeçemeyiz. Nasıl ki bu dönemde, virüs taşıma ihtimali olan havayı maskeyle filtleyerek soluduysak, kullandığımız internet için de benzer bir tedbir uygulayabiliriz. Sosyal medyada, içerik ürettiği konuda akademik titri olan ve kaynak paylaşan uzmanları takip etmek, yanlış bilgiye maruziyet riskini oldukça düşürür. Fakat tek başına bu da yeterli değil. Paylaşımın sahibi bir akademisyen dahi olsa, size mucize vadeden ya da sivri söylemler içeren gönderilere şüpheyle yaklaşmakta fayda var.
Ünlü astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın dediği gibi:
 “Bilim, bilgiyle cehalet arasındaki cephede çalışır. Bilmediğimiz şeyler olduğunu kabul etmekten korkmayız. Bunda utanılacak bir şey yok. Utanılması gereken, tüm cevaplara sahipmişiz gibi davranmaktır.”
Diğer yandan, sağlık konusunda genellemeli söylemler de oldukça tehlikeli. Her insanın vücudu biricik ve ona özel. Sağlık alanında en iyi danışmanlığı sanal bir profilden değil, sizi yakından takip eden sağlık profesyonelinden alırsınız. Sağlığınızla ilgili durumlarda sizin tıbbi geçmişinizi bilen doktor ve eczacınıza danışmanız yanlış bilginin bulaş riskini oldukça düşürür. Sosyal medya ve bloglardaki uzman bilgileri elbette kıymetlidir, fakat son tahlilde bu tavsiyeler tedaviye dönüşmeden evvel sizi yakından tanıyan hekim, eczacı gibi profesyonel bir aklın süzgecinden geçmelidir.
Daha önce baş etmediğimiz türde zorluklarda yüzleştiğimiz bir yılı geride bıraktık. Zihinsel ve fiziksel bağışıklığımızı ayakta tutarak, COVID-19 pandemisi ve infodemisinden zarar görmeden çıkmamız mümkün.


Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.